id=”0vj34h”
Citroen Nasıl Söylenir? Bir Anın Ardındaki Duygular
İlk defa “Citroen”i duydum ve sonra bir türlü doğru söyleyemedim. Kayseri’de, 25 yaşımda, hayatı anlamaya çalışırken, küçücük ama bir o kadar önemli olan şeylerin nasıl büyük bir anlam taşıdığını fark ettim. Bu hikaye, belki de bir otomobil markasından çok daha fazlasını anlatıyor; bir yanlış anlaşılmayı, bir hayal kırıklığını, ama aynı zamanda bir umut ışığını içeriyor.
İlk Karşılaşma: Dilimde Tıkanan Bir Sözcük
O anı hatırlıyorum: Gençtim, belki 18-19 yaşlarında, üniversiteye yeni başlamışım. Hayatımın ne kadar karmaşık olduğunu anlamaya çalışıyordum. Çevremde hep güleryüzlü, sohbeti neşeli insanlar vardı, ama içimde bir boşluk vardı. Gözlerimdeki o belirsizlik, zaman zaman çevremdekilere yansıyordu. O gün, Kayseri’de bir kafede otururken, yanımda bir arkadaşım vardı, Okan. Okan, okulumuzun en popüler çocuğuydu. Herkes onu seviyordu ve o, her konuyu en ince ayrıntısına kadar biliyordu. “Citroen” dedim, ilk defa o kadar net bir şekilde söyledim ki, kimse bana bakmadan önce doğru söylemişim gibi hissettim. Ama bir anda ortamda bir sessizlik oldu. Okan, gözlerini bana dikip “Haa, Citroen mi?” dedi. “Evet, o işte, Fransız markası,” dedim. Ama içimden bir şeyin yanlış olduğunu hissediyordum. Bunu söylerken, kafamda “Citroen”i doğru telaffuz ettiğime dair hiç bir inancım yoktu. Ve Okan hemen ekledi: “Citroen değil, Citroen diye okunur.”
O an, tüm vücut sıcaklığım bir anda değişti. İçimde bir soğukluk, bir hayal kırıklığı yükseldi. Niye bu kadar basit bir şeyin doğru söylenmesi gerektiğini hissettim? Niye bu kadar zor oluyordu? İçimdeki sessiz çığlık, her geçen saniyede biraz daha yükseldi. Bir hata yapmak, birinin önünde küçücük bir yanılgı yaratmak korkutucuydu. Hızla, utanarak kafemi karıştırıp başka bir konuya geçtim. Ama içimdeki boşluk, o anın etkisiyle daha da büyümüştü. “Citroen” nasıl doğru telaffuz edilir diye düşündüm. “Citroen” ya da “Citroën”, bir anlamda Fransızca bir kelimeyi doğru söylemekten daha fazlasıydı. Bir an, doğru bir şekilde söylenmiş bir kelimenin insana verebileceği güvenin peşinden gitmek istedim. Ama işin içinden çıkamadım.
Hayal Kırıklığı ve Kendimi Keşfetme
O günün akşamı, evime dönünce uzun uzun düşündüm. İçimde kalan o belirsizlik neydi? Okan’a karşı duyduğum utanç mıydı? Yoksa yanlış bir şekilde “Citroen” demek, aslında kendimi başkalarına daha az değerli hissettirmem için bir sebep miydi? Belki de insanın doğru kelimeleri bulması, hayatındaki tüm diğer duygusal boşlukları doldurmasına yardımcı oluyordu. İnsanın doğru söyledikçe kendini daha güçlü ve değerli hissetmesi kadar doğal bir şey yoktu. Bu sorunun içinden çıkmaya çalışırken, yıllardır yapmadığım bir şeyi yapmaya karar verdim: Günlük tutmaya başladım. Hem de sadece kendim için. Her gün birkaç satır yazdım. Günlük yazmak, her bir yanlış ve doğru kelimenin arasında kaybolan hisleri yakalayabilmeme yardımcı oldu.
Günler geçtikçe, “Citroen” meselesi de zihnimde dönüp duruyordu. Sadece bir kelimeydi, ama sanki bana başka bir şey anlatıyordu. İyi bir kelime, güzel bir cümle kurmak, hayatta doğru adımları atmak gibiydi. Ama bunları bulmak, kelimeleri doğru kullanmak bazen öyle zor oluyordu ki! Hani bazı kelimeler vardır ya, dilinde tıkanır, hiç çıkmazlar; işte o an “Citroen” bana, tıkanan o kelimeleri hatırlatıyordu. Bu kadar küçük bir şeyin, insanın içinde bu kadar büyük bir boşluk yaratması, şaşırtıcıydı. Ama bir süre sonra fark ettim ki, belki de doğru telaffuz etmek, sadece dildeki bir ayrıntıyı düzeltmekten daha fazlasıydı. Belki de kendime daha fazla güvenmeyi öğrenmeliydim. Hangi kelimeyi doğru söylediğimin bir önemi yoktu; önemli olan o kelimenin içindeki anlamı hissetmekti.
Citroen: Bir Anlamın Ötesinde
Bir hafta sonra, bir başka arkadaşım, Zeynep ile buluştum. Zeynep, her zaman gözlerindeki huzurla dikkatimi çekerdi. Sadece doğru söylemekle kalmaz, hislerini de en doğru şekilde ifade ederdi. Onunla konuştukça, tüm duygusal boşluklarım bir nebze azalır, kalbim biraz daha sakinleşirdi. O gün yine “Citroen”i söyledim, ama bu kez daha emin bir şekilde: “Citroen.” Zeynep gülümsedi ve “Evet, doğru söyledin,” dedi. O an, en çok ihtiyacım olan şey buydu: Doğru olduğunu duymak. Bunu düşündükçe fark ettim ki, “Citroen” doğru söylenmiş olsa da, kelimenin kendisi önemli değildi. Asıl önemli olan, doğru kelimeleri bulmak ve kendimize güvenmekti. Zeynep’in yüzündeki gülümseme, bana doğru bildiğimi hatırlattı. Bu, küçük bir anın içindeki en büyük huzurdu.
Bir Anın Ötesinde: Kelimelerin Gücü
O günden sonra, “Citroen”in telaffuzuna dair kaygılarım sona erdi. Ama bu kelime hala bana, bir zamanlar hissettiğim tüm belirsizlikleri ve utançları hatırlatıyordu. Gerçekten de, kelimeler sadece sesler değil, aynı zamanda hislerdi. “Citroen” gibi bir kelimeyi doğru söylemek, bazen basit bir telaffuz meselesi olmaktan çıkıyor. Bazen, bir kelimeyi doğru söylemek, hayatı doğru söylemekle aynı şey oluyordu. Her şey bir kelimenin ardında gizliydi. Ve o kelime, sadece doğru telaffuz edildiğinde değil, içindeki anlamla birlikte doğru bir şekilde hissedildiğinde değer kazanıyordu.
Bugün hala “Citroen”i doğru söylüyorum, ama kelimenin anlamı bende bir hayal kırıklığından çok, bir keşfe dönüştü. Belki de kelimeler, hayatın içindeki en önemli araçlardan biridir. Kendi sesinizi duymak, doğru bir şekilde ifade edebilmek, aslında kendinizi daha güçlü hissettiren bir şeydir. Her kelimenin içinde bir dünya gizlidir, bazen o dünyayı keşfetmek için doğru bir an gerekir. Bazen de doğru bir kelimeyle, hayatınızda yeni bir anlam bulabilirsiniz.